Beslenme ve Diş Sağlığı

Hepimizin göz ardı ettiği ama aslında çok önemli bir konudan bahsetmek istiyorum sizlere. Beslenme deyince insanın aklına öncelikle genel vücut sağlığı, kilo verme, detoks gibi konular geliyor. Haksız da değiliz bunları düşünmekte, üstelik hakkında çok yazılıp çiziliyor, nereyi açıp baksak bir diyet listesiyle karşılaşıyoruz. Peki o gıdalar vücudumuzda ilk temas ettikleri yer olan dişlerimize neler yapıyor acaba hiç düşündünüz mü? Bembeyaz olsun diye uğraştığımız dişlerimize istemeden zarar veriyor olabilir miyiz?

Daha anne karnındayken oluşmaya başlıyor dişlerimiz. Annemizin genel sağlığı, dengeli beslenmesi, plasenta bariyeri çok etkili bu aşamada, özellikle içme suyuyla aldığı flor iyonu miktarı belli bir sınırı aşarsa çocuğun daimi ve/veya süt dişlerinde çıkarılamayan yeşil-kahve-gri renklenmelere karakterize “florozis” tablosu gelişiyor. Burada dikkat edilmesi gereken şey kullanılan suyun flor oranını bilmek (ortalama her yörenin flor oranı belli) ve ona göre içme suyu tüketmek. Çok olmaması kadar hiç olmaması da tercih edilen bir durum değil. Ancak florun sistemik alımı dişlerimiz sadece gelişim aşamasındayken belirgin bir etki yaratıyor. Yani anne karnında 8 haftalıktan itibaren ortalama 6 yaşına kadar maruz kalınan yüksek flor oranı florozise sebep olurken 6 yaş sonrasında dişlerin kalsifikasyonu tamamlandığı için olumsuz bir etki yaratmıyor.
Florun sistemik tüketiminden ziyade dişler ağıza sürdükten sonra lokal teması biz diş hekimleri açısından çok daha önemli. Florun bu açıdan faydaları saymakla bitmez. Dişin yüzeyinde bulunan kristalleri güçlendirip çürüğe ve aşınmalara daha dayanıklı olmasını sağlıyor, çürük yapan bakterilerin enzimlerini inhibe ediyor, başlangıç seviyesindeki çürükleri geri döndürüyor, minenin aşınması sonucu ortaya çıkan dentin hassasiyetini azaltıyor. Florlu jel ve vernikler profesyonel olarak diş hekimleri tarafından çürük riski yüksek hastalara uygulanıyor. Onun dışında flor her diş macununda (bebeklere özel macunlar hariç) bulunuyor. Çay bitkisinde oldukça bol miktarda flor iyonu bulunuyor. Bol şekersiz çay tüketmek oldukça faydalı. Yine içme suyundaki flor bu açıdan faydalı olabilir.
Dişlerimizin sağlığı için dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de şeker tüketimi. Dişlere temas eden şeker ağzımızda doğal olarak bulunan bakteriler tarafından fermente edildiklerinde ortaya asit çıkıyor ve ph’ın kritik seviyenin altına düşmesiyle çürük oluşumu başlıyor. Şekerli gıda ağızda ne kadar uzun süre kalırsa o kadar tehlikeli. Hergün 1 adet lolipop tüketmeniz dişlerinize ne kadar iyi baksanız da tek başına çürük sebebi. Gazlı içecekler hem yüksek asit içerikleri hem de şekerli olmaları açısından yine çok tehlikeliler. Özetleyecek olursak şekerli çay, kahve, gazlı içecekler, hazır meyve suları, reçel, bal, yumuşak veya sert şekerlemeler, çikolata vb gibi içerisinde şeker bulunan her şey dişlerimiz için çok tehlikeli.
Yüksek şeker oranı kadar önemli başka bir unsur da yüksek asit içerikli gıdalar. Şeker tüketimi olmaksızın asit tek başına “erozyon” dediğimiz dekalsifikasyonlara sebep olmakta. Erozyon sebebiyle dişimizin en sağlam katmanı olan minesi tabiri caizse eriyor ve duyarlı tabakası olan dentin açığa çıkıyor. Bunun sonucunda her türlü uyaranda (özellikle soğuk) açık dentin yüzeyi olan dişlerde kısa süreli keskin bir ağrı oluyor – ki buna dentin hassasiyeti diyoruz- ve adeta bizi hayata küstürüyor. Aynı zamanda dentin çürüğe çok daha hassas olduğu için dişlerimizin çürümesi kolaylaşıyor.
 Peki asit açısından tehlikeli durumlar ve gıdalar neler? Bunlardan bir tanesi mide asidinin ağıza gelmesi. Reflü hastalarında, sık kusan gebelerde ve anoreksiya hastalarında dişlerinin arka yüzlerinde tipik erozyon sahaları görülür. Sürekli yüzme havuzunda yüzen kişilerin dişlerinin de öne bakan yüzlerinde aynı problem olur. Ayıca turunçgiller (özellikle limon), gazlı içecekler, kahve, vişne, konserve gıdalar, şarap, bira, işlenmiş meyve suları yine yüksek asidik içerikleri sebebiyle tehlikelidirler. Önemli olan bu maddelerin dişlere teması olduğu için asidik içeceklerin pipetle içilmesi erozyonu önlemede yardmcı olabilir. Gıdalar ise alkali ve diş dostu besinlerle tüketilmeye gayret edilmelidir, emerek ısırarak yenmemelidir.
Yine mine tabakasının aşınmasına sebep olucak aşırı sert gıdaların tüketimi de tehlike arz edebilecek bir durum. Dişlerin daha beyaz olması için başvurulan çok fazla aşındırıcı içeren macunlar da dikkatli kullanılmalı. Beyazlatma işlemi ise mutlaka diş hekimi kontrolünde uygulanmalı.
Dişleri boyayan gıdalar aslında dişin bütünsel sağlığını tehlikeye atmasa da estetik sıkıntılara yol açmakta. Bu açıdan kaçınılması gereken ilk şey tütün ürünleri. Kahve, çay, kırmızı şarap, vişne suyu, havuç suyu, gıda boyalarından zengin enerji içecekleri gibi koyu renkli içecekler de dişlerimizi günden güne sarartıyor.
Dişlerimizin güçlü ve dirençli olması içinse içinde bol kalsiyum ve fosfat iyonu içeren süt, peynir, yoğurt, deniz ürünleri, kuruyemiş gibi yine yüzey kristallerini güçlendirerek etki gösteren gıdaları sık tüketmeliyiz.
C vitamini kollajen sentezinde kofaktör olarak görev aldığı için diş eti sağlığında kritik önem taşıyor. Sebze ve meyveler (aşırı asidik olmamaları koşuluyla) özellikle maydonoz, kivi, çilek, acı biber, brokoli bu açıdan zengin yiyeceklerden. C vitamini depolanamadığı için düzenli tüketimi özellikle önem taşıyor.
Tükürüğümüz düşük asiditeyi tamponlayarak nötr seviyelere getiren en etkili faktör olduğu için tükrük salgısını arttıran yüksek lif içerikli gıdalar dişlerimize adeta ilaç gibi gelecektir. Örnek olarak kereviz, kabuklu meyvelerin çiğ tüketilmesi, kuru yemişler, tahıllar verilebilir.
Çok geniş ve uygulandığında bir o kadar etkili olan bir konu olduğunu biraz olsun anlatabilmiş olduğumu umuyorum. Tükettiğimiz gıdalara dikkat ederek ağız ve diş sağlığımızı iyileştirebileceğimizi, çürük ve diş eti hastalıklarına yakalanma riskimizi düşürebileceğimizi ve sonuç olarak diş hekimi ziyaretlerimizi seyrekleştirebileceğimizi aklınızdan çıkarmamanızı diliyor, sağlıklı günler diliyorum. 🙂
Dt. Cansu Özgü

Bir cevap yazın